Yapay Zekânın Otomasyon Tuzağı

Günümüzde yapay zekâ tartışmaları, genellikle teknolojinin baş döndürücü hızı veya “etik” kullanım sınırları üzerinden yürütülüyor. Ancak sermayenin teknolojik atılımları, hiçbir zaman teknik bir tercihten ibaret olmayıp, doğrudan sınıfsal bir tahakküm stratejisidir.

Günümüzde yapay zekâ tartışmaları, genellikle teknolojinin baş döndürücü hızı veya “etik” kullanım sınırları üzerinden yürütülüyor. Ancak sermayenin teknolojik atılımları, hiçbir zaman teknik bir tercihten ibaret olmayıp, doğrudan sınıfsal bir tahakküm stratejisidir. Son günlerde gündeme giren The AI Layoff Trap başlıklı çalışma1, kapitalist üretim tarzının içsel çelişkilerini ampirik ve teknik bir modelleme ile teyit ediyor. Bu yazıda, söz konusu “tuzak” üzerinden sermaye birikiminin çıkmazlarını ve Marksist ekonomi politiğin temel yasalarından biri olan kâr oranlarının düşme eğilimini ele alacağız.

Sermayenin Bireysel Rasyonalitesi ve Kolektif İrrasyonalite

Falk ve Tsoukalas’ın çalışması, kapitalist firmaların neden kolektif olarak kendi sonlarını hazırlayan bir otomasyon yarışına girdiklerini ana akım iktisadın “talep dışsallığı” kavramı üzerinden açıklıyor. Modelin temel tezi şu1Aşağıdaki tezde makalenin terimleri kullanılmıştır.:

Her firma, işçilerini yapay zekâ ile ikame ederek işçilik maliyetlerinden tasarruf etmeyi “rasyonel” bir mikro strateji olarak görür. Ancak her işten çıkarma, aynı zamanda ekonomideki toplam talebin daralması demektir. Firma, otomasyondan sağladığı maliyet tasarrufunun tamamına el koyarken; yarattığı talep kaybının sadece küçük bir kısmını (kendi pazar payı oranında) üstlenir, geri kalan kayıp rakiplerinin ve genel pazarın üzerine yıkılır.

Bu durum, Engels’in Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm’de2 altını çizdiği, bireysel fabrikadaki üretimin örgütlenmesi ile bir bütün olarak toplumdaki üretimin anarşisi arasındaki o temel çelişkinin dijital bir tezahürüdür. Sermaye, doğası gereği genişletilmiş yeniden üretim ve rekabet avantajı için teknolojiyi (yani ölü emeği) üretim sürecine dahil etmek zorundadır. Marx’ın Grundrisse’deki3 otomasyon ve sabit sermaye analizlerinde öngördüğü gibi sermaye, bilimi ve teknolojiyi doğrudan bir üretici güç haline getirirken canlı emeği üretim sürecinden dışlar. Ancak her bir sermayedar için “rasyonel” olan bu hamle, kolektif olarak bir “ölüm sarmalı” yaratır: Firmalar, ürünlerini satacakları kitlenin gelirini (ücretlerini) yok ederek üretim yapmaktadırlar. Bu durum, sadece bir talep eksikliği değil, üretilen değerin pazarda gerçekleşememesi (gerçekleşme bunalımı) ve artı-değer kitlesinin daralması çelişkisidir. Makalede, yerinde sayabilmek için bile var gücüyle koşmak zorunda kalmayı ifade eden “Kızıl Kraliçe Etkisi” olarak adlandırılan bu durum, firmaların daha fazla otomasyon yapmak zorunda kaldıkları, ancak sonunda pazarın kendisini tükettikleri yapısal bir tıkanma noktasına işaret ediyor. 

Kâr Oranlarının Düşme Eğilimi ve Değişmeyen Sermayenin Artışı

Mevcut otomasyon dalgası, Marx’ın Kapital’in 3. Cildinde4 kuramsallaştırdığı kâr oranlarının düşme eğilimi yasasını yeni bir boyuta taşıyor. Sermayenin organik bileşimi (donanım, yazılım ve altyapıdan oluşan değişmeyen sermayenin (c), insan emek gücünü temsil eden değişken sermayeye (v) oranı olan c/v)  yapay zekâ yatırımlarıyla birlikte hızla yükseliyor. Sermaye, artı-değerin tek kaynağı olan canlı emeği üretim sürecinden dışladıkça, aslında kârın değer kaynağını da kendi eliyle aşındırıyor.

Sermaye bu süreçte sömürü oranını artırarak, teknolojik gelişmeyle ucuzlayan sabit sermaye unsurlarından faydalanarak veya büyüyen yedek sanayi ordusu sayesinde ücretleri baskılayarak Marx’ın bahsettiği “karşıt etki yapan nedenleri” devreye sokmaya çalışsa da ana çelişkiyi çözemez.  Ampirik veriler bu teorik öngörüyle örtüşmektedir: Yapay zekâ üretkenliği arttıkça, firma bazlı “süper-kâr”2 Bir şirketin kendi sektöründeki ortalama kâr oranının üzerinde elde ettiği ilave kâr arayışı otomasyonu daha da körüklemekte, fakat bu durum pazar genelindeki kâr oranlarını aşağı çekmektedir. Bireysel sermayedar, daha gelişmiş bir algoritma ile bir süreliğine rakiplerinin önüne geçebilir; ancak teknoloji genelleştikçe ve canlı emeğin payı azaldıkça, toplam artı-değer üretimi daralır. Bu, sermayenin kendi teknolojik başarısı altında ezilmesine giden süreçtir.

Sınıf Mücadelesinin Algoritmik Sahası

Sermaye, bu kâr düşüşünü ve kriz eğilimini sadece teknoloji yatırımıyla değil, aynı zamanda canlı emek üzerindeki denetim ve sömürü mekanizmalarını sertleştirerek telafi etmeye çalışır. Tam da bu noktada otomasyon, bir maliyet kaleminden çıkıp sınıf mücadelesinin doğrudan sahasına dönüşür. Falk ve Tsoukalas’ın çalışması, bu krizi çözmek için önerilen “Evrensel Temel Gelir”, “çalışanlara hisse ortaklığı” veya “yeniden beceri kazandırma” gibi reformist önerilerin sistemin yapısal marjını değiştiremeyeceğini ortaya koyuyor. Zira yazarların modelinde bu çözümler krizin kök nedenini değil, sonuçlarını hedefliyor: Evrensel Temel Gelir yaşam standartlarını desteklese de firmaların görev bazındaki otomasyon teşvikini değiştirmiyor. Hisse ortaklığı ve beceri kazandırma ise piyasadaki aşırı otomasyon beklentisini daraltsa da rekabetin yarattığı yıkıcı dışsallığı tamamen ortadan kaldıramıyor. Çünkü sermaye birikimi bir seviye sorunu değil, bir mülkiyet ve tahakküm ilişkisidir.

Dijital emek süreçleri bugün Kongo’daki madenlerden Silikon Vadisi’ndeki sunucu odalarına ve küresel güneydeki veri etiketleme işçilerine uzanan küresel bir değer zincirine dayanıyor5. Sermaye, yapay zekâyı sadece göreli artı-değer üretmek için değil; algoritmik gözetim ve disiplin mekanizmaları aracılığıyla saniyeleri ölçmek, iş yoğunluğunu artırarak mutlak artı-değer sömürüsünü katmerlemek, işçi sınıfı üzerindeki denetimi mutlaklaştırmak ve örgütlü mücadeleyi kırmak için kullanıyor. Algoritmik yönetim, sermayenin işçiye karşı yürüttüğü atomize etme ve güvencesizleştirme operasyonunun teknik bir maskesidir.

Çıkış Sosyalist Planlama

Falk ve Tsoukalas’ın modeli, kapitalizmin bu tuzağı kendi başına aşamayacağını kabul ediyor; ancak çözüm olarak “Pigou vergisi”3 Pigou vergisi, kamu refahını tehlikeye atmak veya çevreye zarar vermek gibi olumsuz yan etkileri olan faaliyetlerde bulunanlara yüklenen vergilerdir. gibi kamusal müdahaleleri ileri sürüyor. Oysa sermaye devletinin sınırları düşünüldüğünde, mülkiyet ilişkilerine müdahale etmeyen bir vergilendirme sistemi sermayenin kaçış yollarını kapatamaz. Marksist bir perspektiften baktığımızda sorun “yanlış vergilendirme” değil, Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın önsözünde6 belirttiği gibi, gelişen üretici güçler ile mevcut üretim ilişkileri arasındaki o uzlaşmaz çelişkidir.

Sermaye, yapay zekâyı kâr oranlarındaki düşüşü durdurmak için bir can simidi olarak kullanmaya çalışırken, aynı zamanda derin bir gerçekleşme (satış/pazar) bunalımını tetikliyor. Yapay zekânın sunduğu potansiyel (toplumsal refahın artması ve çalışma sürelerinin radikal biçimde kısalması), ancak teknolojinin denetimi sermayenin elinden alınıp toplumsal ihtiyaçlara göre planlı bir üretime geçildiğinde gerçekleşebilir7. Sorunu çözecek olan irade, teknolojinin nötr gelişiminde değil; bu teknolojiyi sermaye birikim aygıtı olmaktan çıkarıp insanlığın müşterek varlığı haline getirecek olan politik öznede, yani örgütlü sınıf mücadelesindedir.

İyimser İrade

  1. Brett Hemenway Falk, Gerry Tsoukalas, The AI Layoff Trap [Yapay Zekâ İşten Çıkarma Tuzağı], arXiv preprint, arXiv:2406.05832, 2026. ↩︎
  2.  Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm (Çev. Ö. Ünalan), Sol Yayınları, 1974, sf. 86. ↩︎
  3.  Karl Marx, Grundrisse: Ekonomi Politiğin Eleştirisinin Temelleri – Cilt 2 (Çev. A. Gelen), Sol Yayınları. 2013 [Üçüncü Kesim: Meyve Veren Olarak Sermaye. Artı-Değerin Kâra Dönüşümü] ↩︎
  4.  Karl Marx, Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi – Cilt 3 (Çev. A. Bilgi), Sol Yayınları, 2011,  [3. Kısım: Kâr Oranının Düşme Eğilimi Yasası] ↩︎
  5. A. Kalaycı, İ. Kalaycı, T. E. Kalaycı, Sınıf Savaşımında Sermayenin Hizmetkârı Olarak Yapay Zekâ, İyimser İrade, 4 Eylül 2025 ↩︎
  6.  Karl Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (Çev. S. Belli), Sol Yayınları, 2005.  ↩︎
  7. A. Kalaycı, İ. Kalaycı, T. E. Kalaycı, “Kapitalist Yapay Zekâ”ya Karşı Emeği, Yaşamı ve Dünyayı Savunmak, İyimser İrade, 4 Eylül 2025 ↩︎

Sitemizde yer alan çeviri ve yazılardaki tüm görüşler kolektifimizin fikirlerini yansıtmayabilir. Bu yazıları, bilişim alanındaki gelişmeleri Marksist bir perspektifle ele almayı mümkün kılacak katkılar sunduğu için seçip yayımlıyoruz.